Ana SayfaModaYeşil Soğanın Ehemmiyeti Üzerine

Yeşil Soğanın Ehemmiyeti Üzerine

-

Bir roman okurken ya da film izlerken karakterlerden birinin yerine koymaz mıyız kendimizi? Bazen yardımcı karakter ama ekseriya başrol oluruz.

Bir şiir okudum, bestelenmiş halini dinledim defalarca arabada. Şair (Ahmed Arif) tutsaklıktan bahsederek ‘görüşmecim yeşil soğan göndermiş’ diyor. Bu şiirin de baş kahramanının yerine koydum kendimi. Özgürlük ne güzel şey. Ama kıymetini bilemiyoruz işte. O yeşil soğan elimizi her attığımızda alabildiğimiz bir şeyken kıymetli olmuyor. Ulaşılamaz olduğunda değer kazanıyor. Sonra kendi mutfak dolabımı düşündüm. Ulaşamadıkça değerlenenleri, bir hazine sandığı gibi kıymetli olanları… Görüşmecilerim (misafirlerim) neler neler getirmediler ki. Mesela kereviz, asma yaprağı, erişte, Türk kahvesi ve tabii ki tarhana. İlk misafirlerimiz gelmeden önce ‘ne getirelim?’ diye sorduklarında yurt dışında yaşamanın ne olduğunu tam kavrayamadığımdan isteyecek şey bulamamıştım. Markette her şey vardı sonuçta. Ne gerek vardı ki taa oralardan taşımaya. Biraz zaman geçince, türlü türlü peynirin arasında Ezine peyniri bulamayıp, onca zeytinin arasında kuru seleye ya da en azından yakınından geçene rastlayamayınca anladım. Bahsetmek istediğim ‘oyy memleketim gözümde tütüyor’ meselesi değil. Çok kolay ulaşabildiğimiz hiçbir şeye gerektiği değeri vermiyoruz. Kaybetmeden önce değerini bilmemek üzere kurulu düzenimiz. Eşeğimizi önce kaybedip sonra bulmamız gerekiyor sevinebilmemiz için. Çoğu zaman sevgiliye ya ulaşamamış olmak ya da ulaşıp ayrılmak gerekiyor taşıdığı değeri anlamamız için. Sağlığın kıymetini hastane koridorlarında, ailenin, dostluğun kıymetini yalnızlıkta anlıyoruz. Doğamız böyle değil aslında. Dört mevsim, mevsiminde güzel meyve sebze, yağmur, kar, güneş. Hepsi özlenip kıymete biniyor. Tıpkı yeni çıkan erik gibi.

Yine izlediğim bir film geliyor aklıma. ‘Gün doğmadan’ (Before sun rise) filminde trende tanışan iki genç kendilerine yabancı bir şehirde trenden inerler ve sabaha kadar olan vakti birlikte geçirmeye karar verirler. Sabah herkes yoluna gidecektir. Kısıtlı zamanlarını en iyi şekilde kullanmaya çalışırlar. Bir yandan şehri gezerken diğer yandan hayat, kadın-erkek ilişkileri üzerine sohbet ederler. Gereksiz tartışmalardan uzak durmaya çalışırlar, bazen de bir tartışmanın kıyısından dönerler çünkü zaten birlikte geçirecekleri çok az vakitleri vardır. Birlikte geçirdikleri güzel vaktin büyüsü de buradadır. İşte bizim ’ömür’ dediğimiz biraz muğlak bir zaman dilimi olduğundan, hep uzun zannettiğimizden yeterince zevk alamıyoruz. Tüm yıl çalıştıktan sonra bir iki haftalığına çıktığımız tatilleri düşünün. ‘Tatildeyim zaten bir haftam var. Şimdi bunu düşünüp kendimi üzemeyeceğim’ deriz normalde bizi üzecek bir durum karşısında. Tatili güzel yapan şey, başlangıç ve bitişini bildiğimizden, bu kısacık zaman dilimin en iyi kullanmaya çalışmamızdır. Ömrünüzün son gününü bildiğimizi düşünelim o halde, mesela yarın. Yeşil soğanın da susamları masaya dökülen çıtır simidin de tadını sonuna kadar yaşayalım.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz