işimi seviyorum

Bir süredir dönen bir polemiktir. İlk başlarda “sevdiğin işi yap” sloganı doğmuştu. İnsanları çalıştıkları kurumsal hayattan patır patır kurtaracak (!), hep hayalini kurdukları marjinal işlerin peşinden koşturacak bir motivasyon cümlesiydi. Bunun yeterince kolay olmadığını ve dolayısıyla çok da tutmadığını gören yaşam koçları ile çeşitli kanaat önderleri “yaptığın işi sev” telkinine döndüler. Bana kalırsa her ikisi de kendi içinde eksik ve manipülatif tavsiyeler.

Önce beyaz yaka olmayı kötülemece modası başladı. Kapitalist düzenin nitelikli bağlı çalışanlarının geliştirdikleri alışkanlıkları eleştirmek üzerinden başlayan bu furya bankacılık, avukatlık, danışmanlık ve bilimum diğer sermaye şirketi iştigallerinde çalışmayı “sevmenin” güç olduğu üzerinde toplandı. Oralar sevilesi yerler olamazdı. Sevenler bir garip hırslı, özenti insan tipiydi. Sanki sadece oyuncu olursan, pastane açarsan, aktivizm yaparsan sevdiğin bir işin olabilirmiş algısı yüklendi. Bu işlerde de sevgi artı değeri olduğuna göre “kazanımlarına, iş güvencene bakma; çok kazanmasan, kanuni haklarını alamasan da sonuçta sevdiğin işi yapıyorsun” tesellisi ile yeni bir emek sömürüsü güzellenmiş oldu. Dolayısıyla hala eksik ve hala manipülatif kaldı.

Ardından “yaptığın işi sev” sloganı doğdu. Malum pozitif ekolün devamlı mutlu olmayı, memnun olmayı telkin ettiği sistemde elindekiyle yetinmek, onu sevilir hale getirmek öğütleniyordu. (Burada üzülmenin, yer yer mutsuz olmanın öcüleştirilmesi detayı da var ki o konu başka, uzunca bir yazı yazılmasını hak ediyor.) Yaptığın işi sevmek adına yüklenen sıfatlar da birçok açıdan sorunluydu.

Asla Pes Etmemeniz Gerektiğinin Kanıtı 6 Ünlünün Hayat Hikayesi

işimi seviorum kadın

Kıymetli bir şirketin genel müdürü der ki “işe gitmek sevilecek bir şey olsaydı üstüne para vermezlerdi”. Yapmaktan keyif aldığınız bir şeyi para kazandığınız işiniz haline getirirseniz eskisi kadar keyif almıyor olursunuz. Bu durumda, para kazandıran işiniz olduğundan ekstra yükümlülükleri mutlaka yüklenmiştir ve eskisi kadar özgür değilsinizdir. İnstagram fenomeni olarak para kazanıyorsanız İnstagram hesabınızı eskisi gibi özgürce kullanamıyor olursunuz. Özgürlüğünüzün noksanlaştırıldığı herhangi bir durumda keyfinizin de noksanlaşması kaçınılmazdır.

Kanaatimce bu iki önerme arasındaki ortak hata iş yapmanın “sevmek” fiili üzerinden tanımlanmasıdır. Bana kalırsa sevgi canlı varlıklara yöneltebileceğimiz bir duygudur. Arabamızı sevmek de saçmadır mesela. Araba sana bir fayda sağlar, bir fonksiyonu vardır, hayatını kolaylaştırır (ya da bazen kolaylaştırmaz). Fakat netice itibariyle mekanik bir ilişki kurarsın. Duygusal bir sevgi ilişkisi kuramazsın. Darılmazsın mesela arabana, incinmezsin yolda kalmana yol açtı diye, sevdiğin canlılarda maruz kaldığının aksine.

Sevgi doğru tanım olmasa da işle ilgili duygular da vardır muhakkak. Tatmin olma duygusu vardır mesela, başarmanın verdiği mutluluk vardır, mesleğin sağladığı saygınlıktan duyulan gurur vardır. Ama sevginin işle alakası yoktur. Sevmeyi karıştırmayalım. İşimize bakalım.

Sevgiler.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz
Lütfen adınızı buraya yazın